22 Şubat 2018 Perşembe

KAYBEDECEK ZAMANIMIZ YOK

Güçlü sesi ve tutkulu yorumuyla Silvia Pérez Cruz, yeni albümü ‘Vestida De Nit’in dünya turnesi kapsamında, 20 Şubat akşamı İş Sanat sahnesinde İstanbullularla buluşacak

11 Şubat 2018 Pazar 10:57
KAYBEDECEK ZAMANIMIZ YOK







Güçlü sesi ve tutkulu yorumuyla Silvia Pérez Cruz, yeni albümü ‘Vestida De Nit’in dünya turnesi kapsamında, 20 Şubat akşamı İş Sanat sahnesinde İstanbullularla buluşacak

Flamenkodan caz tınılarına uzanan geniş bir repertuvarı; Katalan müziğinden İber halk müziği ve Güney Amerika folkloruna dokunan evrensel bir tarzı var İspanyol sanatçı Silvia Pérez Cruz’un... Şarkılarının dilini anlamasanız da anlattığı hikâyelerle bağ kurabileceğiniz bir şarkıcı; Akdenizlilere özgü tutkulu anlatımıyla dinleyiciyi soluksuz bırakacak kadar etkisi altına alan, cesur bir kadın. Dilden ve sözcüklerden çok daha evrensel değerleri olduğunu söylediği projesiyle 20 Şubat akşamı İş Sanat sahnesine konuk olacak. Goya ödüllü sanatçı, bunun bir konserden çok seyirciyle birlikte kimi zaman kahkahalar atıp kimi zaman ağlayacakları ama kesinlikle herkesin canlı hissedeceği bir seyahat olacağını söylüyor. Şarkı sözü yazarlığı ve oyunculuk da yapan Cruz, aynı zamanda iyi de bir hikâye anlatıcısı...
 
İyi bir hikâye anlatıcısı olmayı mı, iyi şarkı söylemeyi mi tercih edersiniz?
 
Seçmem gerekirse, daha iyi bir hikâye anlatıcısı olmayı tercih ederim. Her halükârda iki işin içinde de duygusal ve birbirine bağlı kıvrımlar var. Şarkı söylemeyi öğrenmeye devam etmek ve bunu yaparken de sesin değil anlattığın hikâyenin gerçekliğinin önemli olduğunu unutmamak gerek.
 
Müzikle ilgilenmeye nasıl başladınız?
 
Annem daha bana hamileyken babamla, bana şarkı söylerlermiş; müzik hep hayatımdaydı. 3 yaşından 23 yaşına kadar müzik eğitimi aldım. Duyguları müzikle hissedip paylaşabildiğim andan itibaren şarkı söylemenin benim için bir ihtiyaç olduğunu ve mesleğim olacağını fark ettim...
 
Akdeniz kökenli müzisyenlerde eğitimin yanı sıra tutku ve merak da öne çıkıyor; sizde hangisi ağır basıyor?
 
Kendimi şarkı söylemeyi, duyguları aktarmayı seven bir müzisyen olarak tanımlıyorum. Dünyadaki müzisyenleri birbirine bağlayan noktaları anlayıp, farklılıkların sunduğu zenginliği yakalamaya çalışıyorum. Müzik harika bir iletişim aracı olmanın yanı sıra benim için terapi etkisi var; içimi temizliyor ayrıca kendime ait değerleri anlatmak için bildiğim en doğru yol... Dolayısıyla bir tutku ve ihtiyaç!
 
Sahnede müzikle iletişim kurduğunuz o ilk anı hatırlıyor musunuz?
 
Sahneye ilk çıktığımda 5 yaşımda olmalıyım. Müzik eğitimi almaya başladığımda 3 yaşımdaydım; 5 yaşımda piyano, 7 yaşında saksafon çalıyordum. Seçmeler için çıktığım sahnede çok konforlu, evimde gibi hissetmiştim ki hâlâ da bu hissi seyirciye de aktarmaya çalışırım.
 
‘HAYATTAN İLHAM ALIYORUM’
 
Olduğunuz yere varana kadar geçtiğiniz yollarda, müzik kariyerinizi nasıl beslediniz?
 
İlham kaynağım hayatın ta kendisi: Tanıştığım insanlar, yaşadığım deneyimler ve anılar... Benim için en önemli şey etrafta olan biteni görüp gerçekçi ve dürüst bir şekilde bunları deneyimleyip, sorgulamak. Ayrıca çalışmakla ilham arasındaki dengeyi yakalamak da önemli. İşin derinine inip konfor alanından uzaklaşıp, farklı deneyimler aramak da...
 
Madem öyle, kariyerinizi etkileyen deneyimlerden de bahsedelim.
 
10 yıl önce kızımın doğması ve 7 yıl önce babamın ölmesi bana hayatın bir başlangıcı ve sonunun olduğunu net bir şekilde gösterdi. Hayatta önemsediğim şeylere odaklanmalı, hayatı ve müziği paylaşmalıydım zira kaybedecek zamanımız yok! Birlikte ürettiğim insanlar tarafından aldatılmak da bu yaralardan ders çıkarmamı sağladı.
 
Şarkılarınızı da kendiniz yazıyorsunuz...
 
Konu yazmak olunca işler değişiyor, yazın bambaşka bir sanat formu ve ben şair ya da yazar değilim. Ne var ki babamı kaybettikten sonra içimdekileri aktarmak için yazma ihtiyacı hissettim ve o sıradaki üretimimden ‘11 de November’, isimli albümü yayınladım. Buna cüret ettim çünkü yazdıklarımın çok orijinal ya da daha önce yazılmamış şeyler olmasına önem vermeden sadece gerçekten hissettiklerimi yazdım. Bu albümden yıllar sonra aynı zamanda başrolünde yer aldığım ‘Cerca de tu Casa’ isimli filmin soundtrack’ini hazırladım, bu projede ilk defa başka insanların hikâyelerinden ilham alarak yazdım. Yazmak içinde bulunmayı sevdiğim ama öğrenerek ve yavaşça ilerlediğim bir dünya.
 
Oyunculuğa nasıl başladınız?
 
‘Cerca de tu Casa’ filminde müzikle yer almak isterken yönetmen oyunculuk konusunda beni ikna etti. Aylar süren ikna süreci sonunda oyunculuğun şahane bir deneyim olduğunu kabul ettim! Tıpkı şarkı söylemekte olduğu gibi oyunculukta da melodiyi, ritmi yakalamaya dair bir bilinç var; dinlemeyi, acele etmemeyi, nefes alıp durumu içselleştirmeyi öğrenmelisiniz... Yakın zamanda Álvaro Brechner’in ‘Memorias del Calabozo’ filminde de küçük bir rolüm oldu ayrıca filmin soundtrack’inde 3 şarkı söyledim.
 
Silvia Pérez Cruz, 20 Şubat akşamı İş Sanat’ta...
 
habertürk
 

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    TERÖRLE MÜCADELE NE İLE YAPILMALI

    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    SAYFALAR
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV